Skip to main content

Posts

Showing posts from January, 2012

White winter hymnal...

Buraya bizden once tasinan arkadaslarimiz gecen kasim ayinda baslayan ve gitmek bilmeyen kardan bahsetmislerdi.  Bu yil da kasimdan itibaren karin yagmasini bekledim ama havalar hep cok guzel gitti. 

Burada havalar gunluk guneslik iken, Turkiye'den yuzlerce kar fotografi gorduk facebookta, gazetelerde. Karla ilgili bir cok sey hatirlatti bunlar bana.

Hayatimin hemen hemen her kisinda hem Yenisehir'de hem Ankara'da kar gordum, hem de az buz da degil. 
Cocuklugumda kar yagdiginda evlerin yakinlarinda fazla dolasmazdik , kafamiza catilardan sarkan uzun, ucu sivri buz sacagi dusmesin diye. 
Oyle bir tane falan degil tum lojmana yetecek kadar onlarca kardan adam yapardik, boyumuzdan buyuk kardan adamlarla fotograflar cekerdik. Kucuk buyuk demeden lojmandaki herkesin katildigi kar topu savaslarimiz olurdu. Butun bunlarin ardindan hala bir suru kar kalirdi etrafta.


Kar aktivitelerinin en masumu belki de karda melek yapmak olsa da, yolda yururken hic tanimadigin birinden belki bir cocu…

Hart of Dixie..

Bluebell, Alabama'da kendi kurallariyla var olan kucuk bir kasabadir. New York'lu sehir kizi Zoe Hart tip fakultesinden mezun olurken torende hic tanimadigi birinden Dr. Harley Wilkes'ten ilginc bir teklif alir; Dr. Wilkes, Zoe'nin Bluebell'e tasinip orada doktorluk yapmasini ister. Bunun o anda sacma bir fikir oldugunu dusunen ve baska hayalleri olan Zoe teklifi kibarca reddeder.

Ama hikaye burda bitmiyor tabi ki, tahmin edilecegi uzere Zoe'nin yolu Bluebell'e dusuyor ve onun icin yeni bir donem basliyor hayatinda. Dizi de bir cok klise bulmak mumkun, konusu da cok orijinal degil ama sicacik bir televizyon dizisi.

New Yorklu genc bir doktorun bu kucuk kasabada yasayan insanlarin hayatlarina, kendilerine ozgu yasantilarina uyum saglama cabasini anlatan bir hikaye.

Hikayede yillardir bu isi yapan kasabanin sevilen doktoru, Zoe'nin hem is arkadasi hem de rakibi Dr. Breeland, Dr. Breeland'in kizi ve kasabanin gozde bekari avukat George Tucker'in n…

Melancholia..

''Melancholia'' ismini sonuna kadar hak eden bir film. 


Acilis sahnesi ve filmin geneline yansiyan gorsellik cok etkileyici. 


Lars von Trier'in diger filmleri gibi bu film de herkese hitap etmiyor, herkesin sevecegi turden bir film degil.


Ben bittiginde kendimi boslukta hissettiren, neyin ne oldugunu sorgulatan filmleri seviyorum. Bu filmde de bir cok sembolik oge kullanilmis, bu da filme gizem ve gerilim katmis, muzikler de insani melankoliye surukleyen diger unsurlardan olunca ortaya cok depresif, tuhaf, bir o kadar da guzel, insani allak bullak eden bir film cikmis.


'Melancholia' gezegeninin sirinligini ve filmin sonunu dusununce bu karsitlik da soru isaretleri yaratiyor.


Filmin etkisinden cikmak icin ustune eglenceli bir seyler izledik biz, iyi ki de izlemisiz, o atmosferden siyrildik biraz olsun, atmosfer demisken... :)














Turk Usulu Fajita ve Sicak Sarap

Fajita;  tavuk eti ya da kirmizi et ile yapilan bol baharatli cok lezzetli Meksika kokenli bir yemek. Meksika lokantasina gittigimizde de ilk tercihimiz bu yemek oluyor genelde. Ozel tabaginin icinde biberleri, soganlari, etleri cizirdayarak ve ustunde dumaniyla geldiginde karsi koyamiyor tabi insan:)

Ama her zaman disari cikacak, siparis verecek, yemegin gelmesini bekleyecek zamani olmuyor insanin, ozellikle de kurt gibi acikmissa:)

Biz de hemencecik kendimize gore uyduruyoruz yemekleri, pratik bir seyler hazirliyoruz boyle durumlarda. Renkli biberleri seritler halinde kesip, soganla birlikte cok az yagda soteledikten sonra normalden farkli olarak donerle yaptik fajitamizi. Donerleri de biraz soteleyince, fajita sosu ve baharatlari ekledik. Bu agiz tadiniza kalmis, istediginiz baharat ve sosu ya da hazir satilan salsa soslarini kullanabilirsiniz.

Eger bekleyecek durumdaysaniz bizim gibi hemen yemege koyulmak yerine, fajitayi hazirladiktan sonra guvec kaba koyup firina verebilirsiniz…

Bir Van Gogh degil :)

Dil kurslari, geziler, yeme icmeyle ilgili hic bitmeyen aktiviteler, evle ilgili isler derken dolu dolu geciyor gunlerimiz.  Geriye kalan zamanlari da yapmaktan zevk aldigimiz seylerle degerlendiriyoruz, kitap okuma, muzik dinleme, gitar calma, film izleme, wii'den balona buldugumuz her seyle oyun oynama gibi.  Hic ozel bir yetenegim ve egitimim olmamasina ragmen resim yapiyorum bir de arada. Aachen'da tesadufen girdigimiz bir magazadan aldigimiz malzemelerle basladi her sey.  Ortaya hic bir sey cikmasa bile renklerle ugrasmak iyi hissettiriyor insana, o yuzden tavsiye ederim herkese, iki firca, bir kac boya, bir tuval ile daha eglenceli gececektir bos zamanlariniz..
Simdilik elimdeki malzemelerle kucuk bir pena kutusu yaptim ama isi ilerletip dekupaj yapmayi planliyorum en yakin zamanda malzemeleri temin edip, bakalim neler yapabilecegim:)